Defne
New member
“Palyaço” denince internette en sık karşılaşılan şiir, “kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde / kaç kilo çekerdi yalnızlık…” dizeleriyle başlayan metinse, önemli bir ayrıntıyı en başta söylemek gerekiyor: Bu şiirin Turgut Uyar’a ait olduğuna dair yaygın kabul doğru değil. Turgut Uyar’ın Büyük Saat – Bütün Şiirleri adlı kapsamlı derlemesinde bu şiir bulunmuyor. Açık kaynaklarda şiirin İsmail Batuhan Dedde’ye ait olduğuna dair iddialar da görülüyor; ancak bu atıf güvenilir birincil kaynakla doğrulanmış değil. Bu nedenle mevcut araştırmalara göre en temkinli ifade, şiirin yazarı kesin olarak belirlenememiş bir metin olduğudur. Malumatfuruş+1
Palyaço Şiiri Kimin? Bir Şiirin Peşinde, Bir Yanlış Atfın Hikâyesi
Palyaço Şiiri Kimin? Bir Akşam Başlayan Küçük Bir Edebiyat Dedektifliği
Geçenlerde eski şiirlerin, alıntıların ve unutulmuş kitapların arasında dolaşırken önüme bir dize çıktı. İlk anda tanıdık geldi:
“Kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde…”
Daha birkaç kelime okur okumaz şiirin altında büyük harflerle “Turgut Uyar” yazıyordu. İnternette defalarca karşılaşmış olmanın verdiği o garip güven duygusuyla insanın aklına hemen “Demek ki doğru” düşüncesi geliyor.
Ama sonra küçük bir şüphe düştü içime.
“Gerçekten Turgut Uyar’ın mı?”
İşte hikâye tam burada başladı.
Bir şiirin sahibini araştırmak ilk bakışta basit bir iş gibi görünüyor. İsmi yazarsınız, arama sonuçları çıkar, birkaç internet sitesi aynı bilgiyi tekrar eder ve mesele kapanır. Fakat bazen edebiyat dünyasında işler böyle yürümüyor. Aynı yanlış bilgi yüzlerce kez tekrarlandığında, yanlış olmaktan çıkıp sanki tarihsel bir gerçekmiş gibi görünmeye başlayabiliyor.
Palyaço şiirinin hikâyesi de tam olarak böyle.
Bir Şiir, Bir İsim ve İnternette Büyüyen Yanlışlık
Şiirin internette dolaşan versiyonu yalnızlık, hüzün, palyaço imgesi, içsel çatışma ve insanın kendi hayatına yabancılaşması gibi duyguların etrafında dolaşıyor. Metnin bazı bölümlerinde palyaço, gülmek zorunda olan ama aslında ağlayan bir insanın sembolüne dönüşüyor.
Belki de şiirin Turgut Uyar’a yakıştırılmasının en önemli nedenlerinden biri tam da bu atmosfer.
Çünkü okur, şiiri Uyar’ın şiir dünyasına yakın hissedebiliyor. Yalnızlık, bireyin toplumla çatışması, gündelik hayatın içindeki kırılmalar ve sıradan görünen ayrıntıların varoluşsal bir anlam kazanması, Turgut Uyar denince akla gelen şiirsel özelliklerle kolayca yan yana getirilebiliyor.
Fakat benzerlik, yazarlık kanıtı değildir.
Bir metnin bir şaire “benziyor” olması, o metni o şairin yazdığı anlamına gelmez.
Araştırma sırasında en önemli ayrıntı da burada ortaya çıkıyor: Turgut Uyar’ın bütün şiirlerini bir araya getiren Büyük Saat içinde “Palyaço” adlı bu şiire rastlanmıyor. Üstelik şiirin bazı dizeleriyle de bu külliyatta karşılaşılmadığı belirtiliyor.
Şimdi düşünün.
Bir şiirin altında 10 farklı internet sitesinde aynı isim yazıyor. On birinci site de önceki on siteye bakıp aynı adı kullanıyor. On ikinci site, on birinciyi kaynak kabul ediyor.
Peki on ikinci sitede gördüğümüz bilgi gerçekten on ikinci kaynaktan mı geliyor?
Yoksa tek bir yanlışlık, kopyalanarak mı çoğalıyor?
Kütüphanedeki Sessizlik: Turgut Uyar’ın Kitaplarında Neden Yok?
Turgut Uyar, 1927-1985 yılları arasında yaşamış ve modern Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olmuştur. Özellikle İkinci Yeni bağlamında anılan şairlerden biri olarak şiir tarihindeki yeri oldukça belirgindir.
İşte bu yüzden “Palyaço” meselesi daha da ilginç hale geliyor.
Çünkü burada yalnızca internette dolaşan bir şiirden söz etmiyoruz. Bir şairin bütün şiirlerinin derlendiği bir kitapla, internette ona atfedilen bir metin arasında açık bir uyuşmazlık var.
Büyük Saat, Uyar’ın şiir kitaplarının yanı sıra farklı dönemlerde yayımlanmış şiirlerini de bir araya getiren önemli bir külliyat niteliğinde. Buna rağmen söz konusu “Palyaço” metninin burada bulunmadığı araştırmalarda özellikle vurgulanıyor.
Bana göre hikâyenin en düşündürücü tarafı da bu.
Bazen bir şairin gerçekten yazdığı şiiri araştırmaktan çok, yazmadığı bir şiirin neden ona mal edildiğini araştırmak daha öğretici oluyor.
Çünkü bu bize yalnızca şiiri değil, okuma alışkanlıklarımızı da gösteriyor.
Palyaço Neden Bu Kadar İnandırıcı Bir Turgut Uyar Şiiri Gibi Göründü?
Bir akşam bu konuyu konuştuğumuzu hayal edelim.
Masada iki kişi var: Murat ve Derya.
Murat daha çözüm odaklı. Önüne bir defter açıyor ve “Önce kanıt zincirini çıkaralım” diyor.
Derya ise şiirin kendisine bakıyor.
“Ben önce insanların neden bu şiiri Uyar’a yakıştırdığını anlamak istiyorum,” diyor.
Murat internet sonuçlarını sıralıyor:
“Şu sitede Uyar yazıyor. Burada da Uyar. Burada da…”
Derya gülümsüyor.
“Bunların kaçı gerçekten kaynak?”
İşte araştırmanın en güzel anlarından biri bu.
Murat’ın yaklaşımı bize yöntemi hatırlatıyor: Bir bilginin izini sürmek, tarihleri karşılaştırmak, kitaplara bakmak, ilk yayımlanma ihtimalini araştırmak.
Derya’nın yaklaşımı ise başka bir şeyi gösteriyor: İnsanların yalnızca bilgiye değil, anlamlı bir hikâyeye de tutunduğunu anlamak.
Bu iki yaklaşım aslında birbirinin karşıtı değil.
Biri “Nereden biliyoruz?” diye soruyor.
Diğeri “İnsanlar buna neden inanıyor?” diye.
Bence sağlıklı bir edebiyat araştırması tam olarak bu iki sorunun arasında ilerliyor.
Ve burada erkekleri yalnızca mantıkla, kadınları yalnızca duyguyla tanımlamak gibi basit kalıplara düşmemek önemli. Murat’ın stratejik davranması onun erkek olmasından değil, araştırma alışkanlığından kaynaklanıyor. Derya’nın metnin duygusal tarafını fark etmesi de kadın olmanın otomatik sonucu değil; onun okuma biçimi.
Üstelik Derya araştırmanın bir sonraki aşamasında bilgisayarın başına geçip bibliyografik kayıtları tarayan kişi oluyor. Murat ise bir süre sonra şiirin farklı kopyalarını karşılaştırırken “Bu metnin farklı versiyonları neden var?” sorusunu ortaya atıyor.
Yani roller değişiyor.
Ve belki de mesele tam olarak burada.
İnsanları kalıplara yerleştirmek yerine, farklı düşünme biçimlerinin aynı sorunu çözmek için nasıl birleşebildiğini görmek gerekiyor.
Bir Şiirin Tarihi Nasıl Kaybolur?
Şiirlerin dolaşım biçimi internetten önce de bugünkünden çok farklı değildi aslında.
Bir şiir dergide yayımlanırdı.
Bir öğrenci onu defterine geçirirdi.
Bir başkası defterden alıp mektubuna yazardı.
Sonra bir şiir kitabında, bir antolojide veya gazete köşesinde yeniden karşılaşılırdı.
Her aktarımda küçük değişiklikler olabilirdi.
Fakat internet çağında bu süreç inanılmaz ölçüde hızlandı.
Bir kullanıcı şiiri paylaşırken şairin adını yanlış yazıyor.
Palyaço Şiiri Kimin? Bir Şiirin Peşinde, Bir Yanlış Atfın Hikâyesi
Palyaço Şiiri Kimin? Bir Akşam Başlayan Küçük Bir Edebiyat Dedektifliği
Geçenlerde eski şiirlerin, alıntıların ve unutulmuş kitapların arasında dolaşırken önüme bir dize çıktı. İlk anda tanıdık geldi:
“Kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde…”
Daha birkaç kelime okur okumaz şiirin altında büyük harflerle “Turgut Uyar” yazıyordu. İnternette defalarca karşılaşmış olmanın verdiği o garip güven duygusuyla insanın aklına hemen “Demek ki doğru” düşüncesi geliyor.
Ama sonra küçük bir şüphe düştü içime.
“Gerçekten Turgut Uyar’ın mı?”
İşte hikâye tam burada başladı.
Bir şiirin sahibini araştırmak ilk bakışta basit bir iş gibi görünüyor. İsmi yazarsınız, arama sonuçları çıkar, birkaç internet sitesi aynı bilgiyi tekrar eder ve mesele kapanır. Fakat bazen edebiyat dünyasında işler böyle yürümüyor. Aynı yanlış bilgi yüzlerce kez tekrarlandığında, yanlış olmaktan çıkıp sanki tarihsel bir gerçekmiş gibi görünmeye başlayabiliyor.
Palyaço şiirinin hikâyesi de tam olarak böyle.
Bir Şiir, Bir İsim ve İnternette Büyüyen Yanlışlık
Şiirin internette dolaşan versiyonu yalnızlık, hüzün, palyaço imgesi, içsel çatışma ve insanın kendi hayatına yabancılaşması gibi duyguların etrafında dolaşıyor. Metnin bazı bölümlerinde palyaço, gülmek zorunda olan ama aslında ağlayan bir insanın sembolüne dönüşüyor.
Belki de şiirin Turgut Uyar’a yakıştırılmasının en önemli nedenlerinden biri tam da bu atmosfer.
Çünkü okur, şiiri Uyar’ın şiir dünyasına yakın hissedebiliyor. Yalnızlık, bireyin toplumla çatışması, gündelik hayatın içindeki kırılmalar ve sıradan görünen ayrıntıların varoluşsal bir anlam kazanması, Turgut Uyar denince akla gelen şiirsel özelliklerle kolayca yan yana getirilebiliyor.
Fakat benzerlik, yazarlık kanıtı değildir.
Bir metnin bir şaire “benziyor” olması, o metni o şairin yazdığı anlamına gelmez.
Araştırma sırasında en önemli ayrıntı da burada ortaya çıkıyor: Turgut Uyar’ın bütün şiirlerini bir araya getiren Büyük Saat içinde “Palyaço” adlı bu şiire rastlanmıyor. Üstelik şiirin bazı dizeleriyle de bu külliyatta karşılaşılmadığı belirtiliyor.
Şimdi düşünün.
Bir şiirin altında 10 farklı internet sitesinde aynı isim yazıyor. On birinci site de önceki on siteye bakıp aynı adı kullanıyor. On ikinci site, on birinciyi kaynak kabul ediyor.
Peki on ikinci sitede gördüğümüz bilgi gerçekten on ikinci kaynaktan mı geliyor?
Yoksa tek bir yanlışlık, kopyalanarak mı çoğalıyor?
Kütüphanedeki Sessizlik: Turgut Uyar’ın Kitaplarında Neden Yok?
Turgut Uyar, 1927-1985 yılları arasında yaşamış ve modern Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olmuştur. Özellikle İkinci Yeni bağlamında anılan şairlerden biri olarak şiir tarihindeki yeri oldukça belirgindir.
İşte bu yüzden “Palyaço” meselesi daha da ilginç hale geliyor.
Çünkü burada yalnızca internette dolaşan bir şiirden söz etmiyoruz. Bir şairin bütün şiirlerinin derlendiği bir kitapla, internette ona atfedilen bir metin arasında açık bir uyuşmazlık var.
Büyük Saat, Uyar’ın şiir kitaplarının yanı sıra farklı dönemlerde yayımlanmış şiirlerini de bir araya getiren önemli bir külliyat niteliğinde. Buna rağmen söz konusu “Palyaço” metninin burada bulunmadığı araştırmalarda özellikle vurgulanıyor.
Bana göre hikâyenin en düşündürücü tarafı da bu.
Bazen bir şairin gerçekten yazdığı şiiri araştırmaktan çok, yazmadığı bir şiirin neden ona mal edildiğini araştırmak daha öğretici oluyor.
Çünkü bu bize yalnızca şiiri değil, okuma alışkanlıklarımızı da gösteriyor.
Palyaço Neden Bu Kadar İnandırıcı Bir Turgut Uyar Şiiri Gibi Göründü?
Bir akşam bu konuyu konuştuğumuzu hayal edelim.
Masada iki kişi var: Murat ve Derya.
Murat daha çözüm odaklı. Önüne bir defter açıyor ve “Önce kanıt zincirini çıkaralım” diyor.
Derya ise şiirin kendisine bakıyor.
“Ben önce insanların neden bu şiiri Uyar’a yakıştırdığını anlamak istiyorum,” diyor.
Murat internet sonuçlarını sıralıyor:
“Şu sitede Uyar yazıyor. Burada da Uyar. Burada da…”
Derya gülümsüyor.
“Bunların kaçı gerçekten kaynak?”
İşte araştırmanın en güzel anlarından biri bu.
Murat’ın yaklaşımı bize yöntemi hatırlatıyor: Bir bilginin izini sürmek, tarihleri karşılaştırmak, kitaplara bakmak, ilk yayımlanma ihtimalini araştırmak.
Derya’nın yaklaşımı ise başka bir şeyi gösteriyor: İnsanların yalnızca bilgiye değil, anlamlı bir hikâyeye de tutunduğunu anlamak.
Bu iki yaklaşım aslında birbirinin karşıtı değil.
Biri “Nereden biliyoruz?” diye soruyor.
Diğeri “İnsanlar buna neden inanıyor?” diye.
Bence sağlıklı bir edebiyat araştırması tam olarak bu iki sorunun arasında ilerliyor.
Ve burada erkekleri yalnızca mantıkla, kadınları yalnızca duyguyla tanımlamak gibi basit kalıplara düşmemek önemli. Murat’ın stratejik davranması onun erkek olmasından değil, araştırma alışkanlığından kaynaklanıyor. Derya’nın metnin duygusal tarafını fark etmesi de kadın olmanın otomatik sonucu değil; onun okuma biçimi.
Üstelik Derya araştırmanın bir sonraki aşamasında bilgisayarın başına geçip bibliyografik kayıtları tarayan kişi oluyor. Murat ise bir süre sonra şiirin farklı kopyalarını karşılaştırırken “Bu metnin farklı versiyonları neden var?” sorusunu ortaya atıyor.
Yani roller değişiyor.
Ve belki de mesele tam olarak burada.
İnsanları kalıplara yerleştirmek yerine, farklı düşünme biçimlerinin aynı sorunu çözmek için nasıl birleşebildiğini görmek gerekiyor.
Bir Şiirin Tarihi Nasıl Kaybolur?
Şiirlerin dolaşım biçimi internetten önce de bugünkünden çok farklı değildi aslında.
Bir şiir dergide yayımlanırdı.
Bir öğrenci onu defterine geçirirdi.
Bir başkası defterden alıp mektubuna yazardı.
Sonra bir şiir kitabında, bir antolojide veya gazete köşesinde yeniden karşılaşılırdı.
Her aktarımda küçük değişiklikler olabilirdi.
Fakat internet çağında bu süreç inanılmaz ölçüde hızlandı.
Bir kullanıcı şiiri paylaşırken şairin adını yanlış yazıyor.