Ozan Arif ne oldu ?

Ece

New member
Ozan Arif Ne Oldu? Bir Ölüm Haberinden Daha Fazlasını Konuşmak

Ozan Arif denildiğinde birçok kişinin zihninde aynı anda farklı görüntüler beliriyor: bağlama, gurbet, ülkücü hareket, 12 Eylül, milliyetçi şiirler, kalabalık salonlar ve güçlü bir ses… Fakat “Ozan Arif ne oldu?” sorusunun en kısa cevabı aslında oldukça sade: Gerçek adı Arif Şirin olan Ozan Arif, 13 Şubat 2019'da Samsun'da, tedavi gördüğü Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde 70 yaşında hayatını kaybetti. Anadolu Ajansı+1

Ama bir insanın öldüğünü söylemek, onun toplumsal hikâyesini anlatmaya yetmiyor. Çünkü Ozan Arif'in hayatı yalnızca bir sanatçının biyografisi değil; Türkiye'nin siyasi kutuplaşmalarının, köyden kente geçişin, eğitim ve sınıf ilişkilerinin, Almanya'ya işçi göçünün, milliyetçilik anlayışının ve erkeklik-kadınlık rollerinin iç içe geçtiği bir dönemin de parçası.

Üstelik burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Ozan Arif'in siyasi ve kültürel mirasını anlamak, onu otomatik olarak olumlamak veya eleştirmek anlamına gelmez. Bir sanatçının toplumdaki etkisini incelerken hem onu seven insanların bağlılığını hem de onun söylemlerinin dışında kalan insanların deneyimlerini aynı anda görebilmek gerekir.

Ozan Arif Kimdi ve Gerçekte Ne Oldu?

Ozan Arif, 1949'da Giresun'un Alucra ilçesine bağlı Hapu köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Samsun'da tamamladı. Anadolu Ajansı'nın biyografik aktarımına göre gençlik döneminde ailesine destek olmak amacıyla yaz aylarında tarım işlerinde çalıştı ve ortaokul yıllarında bağlamayla tanıştı. Daha sonra öğretmenlik eğitimi aldı ve öğretmen olarak görev yaptı. Anadolu Ajansı

Bu ayrıntı özellikle sınıf açısından önemli. Çünkü Ozan Arif'in hikâyesini yalnızca “milliyetçi bir sanatçının hikâyesi” olarak okumak, onun kırsal kökenini, eğitim yoluyla meslek edinmesini ve ekonomik sorumluluklarını görmezden gelmek olur.

Onun yaşamında sanat ile meslek hiçbir zaman tamamen birbirinden ayrılmadı. Öğretmenlik yaparken bir yandan bağlama çaldı, şiir yazdı ve zaman içerisinde özellikle milliyetçi-ülkücü çevrelerde geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.

1979'da öğretmenlikten ayrıldı. Kendi anlatımında bu ayrılığı dönemin siyasi baskılarıyla ilişkilendirdi. Ardından 12 Eylül 1980 askeri darbesi geldi. Ozan Arif'in kendi anlatımına göre darbenin ardından Almanya'ya gitti ve yaklaşık 11 yıl Türkiye dışında yaşadı. Anadolu Ajansı da onun 24 Eylül 1980'de Almanya'ya gittiğini ve 1991'de Türkiye'ye döndüğünü aktarıyor. Anadolu Ajansı

Dolayısıyla “Ozan Arif'e ne oldu?” sorusunun önemli bir bölümü aslında “12 Eylül döneminde siyasi kimliği olan insanlara ne oldu?” sorusuyla bağlantılıdır.

Ancak burada tarihsel bağlamı tek taraflı anlatmamak gerekir. 12 Eylül yalnızca belirli bir siyasi grubun değil, Türkiye toplumunun çok geniş kesimlerini etkileyen askerî müdahale dönemiydi. Ozan Arif ise kendi siyasi kimliği açısından özellikle ülkücü hareketin yaşadığı baskıları ve kayıpları şiirlerine taşıdı. Akademik çalışmalarda da onun şiirlerinin ülkücü hareket, siyasi çatışma ve dönemin toplumsal atmosferiyle güçlü biçimde bağlantılı olduğu görülüyor. Türkoloji Araştırmaları Merkezi+1

Gurbet, Sınıf ve Almanya Deneyimi

Ozan Arif'in hayatındaki Almanya dönemi, yalnızca siyasi sürgün veya gurbet kavramlarıyla açıklanamayacak kadar geniş bir toplumsal arka plana sahip.

1960'lardan itibaren Türkiye'den Almanya'ya büyük ölçekte işçi göçü gerçekleşti. Anadolu'nun farklı bölgelerinden insanlar ekonomik nedenlerle Almanya'ya giderken, sonraki yıllarda eş ve çocukların da bu göçe katılmasıyla aile yapıları değişti. Ozan Arif'in Almanya yılları da böyle bir toplumsal ortamın içinde geçti.

Kendisinin aktarılan ifadelerinde Almanya'da yaşayan Türk ailelerinin çocuklarının yabancı bir kültür ortamında büyümesine ilişkin kaygılarından söz ettiği görülüyor. Ayrıca konserleri aracılığıyla Avrupa'daki Türk topluluklarıyla yoğun temas kurduğunu anlatıyor. Anadolu Ajansı

Burada sınıf meselesi özellikle dikkat çekici.

Almanya'ya giden Türkiye kökenli insanların tamamı aynı ekonomik veya toplumsal konumda değildi. İşçi ailelerinin çocukları, eğitim olanakları, dil, kültürel aidiyet ve göçmen kimliği gibi birçok faktörle aynı anda mücadele etmek durumunda kaldı. Ozan Arif'in sanatının Almanya'daki Türk topluluklarında karşılık bulmasının arkasında da bu kimlik arayışının etkili olduğu düşünülebilir.

Fakat “Türk göçmeni” ifadesinin altında bile birbirinden çok farklı sınıfsal deneyimler vardı. Fabrikada çalışan bir işçinin hayatıyla üniversitede okuyan ikinci kuşak bir gencin deneyimi aynı değildi.

Bu nedenle Ozan Arif'in gurbet anlatısını yalnızca romantik bir “vatan özlemi” hikâyesine indirgemek de eksik kalır. Gurbet aynı zamanda emek, para, aile ayrılığı, çocukların eğitimi, kültürel uyum ve kimlik mücadelesi demekti.

Irk Değil Yalnızca: Etnik Kimlik, Milliyetçilik ve Aidiyet

“Ozan Arif'in hayatında ırk meselesi var mıydı?” sorusuna Türkiye bağlamında daha dikkatli yaklaşmak gerekiyor. Türkiye'deki kimlik tartışmalarında “ırk”, “etnik kimlik”, “milliyet” ve “kültürel aidiyet” kavramları çoğu zaman birbirine karıştırılıyor.

Ozan Arif'in sanatında Türk kimliği ve Türk milliyetçiliği merkezi bir yere sahipti. Akademik literatürde de onun şiirlerinin ülkücü kimlik, Türk milliyetçiliği ve Türkçülük bağlamında incelendiğini görüyoruz. Tezara+1

Bu durum bazı insanlar için güçlü bir aidiyet ve dayanışma kaynağı olabilirken, aynı kimlik tanımının dışında kalan insanlar açısından farklı duygular oluşturabilir.

İşte toplumsal analiz burada önem kazanıyor.

Bir grubun kendisini tanımlaması ile başka grupların o tanım içerisinde kendilerini nasıl hissettiği her zaman aynı değildir. Bir insan için “millet” kelimesi kardeşlik ve ortak tarih anlamına gelirken, başka bir insan aynı söylem içerisinde kendi etnik, kültürel veya siyasi kimliğinin yeterince görünür olmadığını düşünebilir.

Bu nedenle Ozan Arif'in mirasını değerlendirirken “sevenler haklıdır” veya “eleştirenler haklıdır” gibi basit sonuçlara gitmek yerine şu soruyu sormak daha verimli olabilir:

Bir toplumun ortak kimliği nasıl kurulmalı ve bu ortak kimliğin dışında kalan insanlar kendilerini nerede konumlandırmalıdır?

Bu soru yalnızca Ozan Arif'i değil, Türkiye'deki bütün milliyetçilik tartışmalarını ilgilendiriyor.

Toplumsal Cinsiyet Açısından Ozan Arif'in Hikâyesi

Ozan Arif'in hayatına toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor.

Bir tarafta geleneksel erkeklik kodları oldukça belirgin: mücadele, vatan, fedakârlık, dava, cesaret, dayanıklılık ve toplumsal sorumluluk. Öte tarafta ise bu kamusal erkeklik anlatısının arkasında kalan aile hayatı var.

Ozan Arif 1972'de kendisi gibi öğretmen olan Süheylâ Hanım'la evlendi. Anadolu Şairleri

Burada kadınların deneyiminin görünmezleşme ihtimali üzerinde durmak gerekiyor.

Siyasi ve kültürel tarihler çoğu zaman erkeklerin kamusal faaliyetleri üzerinden yazılıyor. Erkek sanatçı sahneye çıkıyor, konuşuyor, seyahat ediyor, siyasi görüşünü açıklıyor ve tarihsel anlatının merkezine yerleşiyor. Eşinin ise çocukların bakımı, evin düzeni, eşinin mesleği ve gurbet sürecinin duygusal yükünü nasıl taşıdığı çok daha az kayda geçiyor.

Bu, “kadınlar mutlaka şöyle yaşadı” demek değildir. Böyle bir genelleme yapmak doğru olmaz. Ancak toplumsal yapı açısından şu soruyu sormak gerekir:

Bir erkeğin siyasi veya sanatsal faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlayan görünmeyen aile emeği kimin üzerinde kalıyordu?
 
Üst