Cinsiyet değiştirmiş insana ne denir ?

Onur

New member
Cinsiyet değiştirmiş insana ne denir? Terimler, deneyimler ve toplumdaki farklı bakış açıları

Cinsiyet değiştirmiş insana ne denir?

Bu konu hakkında internette dolaşırken en çok dikkatimi çeken şey, insanların aslında aynı kişiyi anlatmak için birbirinden oldukça farklı kelimeler kullanması oldu. “Cinsiyet değiştirmiş”, “trans”, “transseksüel”, “kadından erkeğe geçmiş”, “erkekten kadına geçmiş” gibi ifadeler aynı şeymiş gibi kullanılabiliyor ama aralarında önemli farklar var. Üstelik konu sadece hangi kelimenin kullanılacağından ibaret değil; kişinin kendisini nasıl tanımladığı, tıbbi bir geçiş yaşayıp yaşamadığı ve toplumun onu nasıl gördüğü de işin içine giriyor.

Bence tartışmanın en sağlıklı noktası, önce kavramları netleştirmek. Çünkü bir insanın cinsiyet kimliği ile ameliyat geçirip geçirmemesi aynı şey değil. Ayrıca bir kişinin trans olması, mutlaka hormon kullandığı veya cerrahi operasyon geçirdiği anlamına da gelmiyor.

Peki sizce günlük hayatta hangi terim daha doğru? “Trans birey” demek mi, “trans kadın/trans erkek” demek mi, yoksa kişinin kendisinin kullandığı ifadeyi tercih etmek mi?

“Cinsiyet değiştirmiş” ifadesi tam olarak ne anlatıyor?

Günlük dilde “cinsiyet değiştirmiş insan” denildiğinde genellikle doğumda atanan cinsiyeti ile mevcut toplumsal cinsiyet kimliği farklı olan bir kişi kastediliyor. Ancak bilimsel ve sağlık alanındaki terminolojide “transgender” veya Türkçede “trans birey” ifadesi daha açıklayıcıdır.

Dünya Sağlık Örgütü, “transgender” kavramını, kişinin toplumsal cinsiyet kimliğinin doğumda atanan cinsiyetle örtüşmemesi bağlamında kullanıyor. WHO ayrıca bazı trans kişilerin hormon tedavisi veya cerrahi geçiş istediğini, bazılarının ise böyle bir tıbbi müdahaleye başvurmadığını açıkça belirtiyor.

Dolayısıyla “cinsiyet değiştirmiş” ifadesinin önemli bir problemi var: Bir kişinin trans kimliğini yalnızca yaptığı tıbbi işlemler üzerinden tanımlıyormuş gibi anlaşılabiliyor.

Örneğin doğumda erkek olarak atanan ve kendisini kadın olarak tanımlayan bir kişi trans kadın olabilir. Fakat hiç ameliyat olmamış olması onun trans kimliğini ortadan kaldırmaz. Benzer şekilde doğumda kadın olarak atanan ve kendisini erkek olarak tanımlayan bir kişi trans erkek olarak tanımlanabilir.

Bir başka önemli nokta da herkesin kendisini “trans” kelimesiyle tanımlamak zorunda olmamasıdır. National Academies tarafından hazırlanan kapsamlı çalışmada “transgender experience” ile “transgender identity” arasında ayrım yapılmasının yararlı olduğu belirtiliyor; yani kişinin cinsiyet kimliği ile kullandığı kişisel tanımlama kelimesi her durumda birebir aynı olmayabilir.

Trans kadın, trans erkek ve non-binary ne demek?

Burada birkaç temel kavramı ayırmak tartışmayı oldukça kolaylaştırıyor.

Trans kadın: Doğumda erkek olarak atanan ancak kadın olarak yaşayan veya kendisini kadın olarak tanımlayan kişidir.

Trans erkek: Doğumda kadın olarak atanan ancak erkek olarak yaşayan veya kendisini erkek olarak tanımlayan kişidir.

Non-binary (ikili olmayan): Kendini yalnızca “erkek” veya yalnızca “kadın” kategorileriyle tanımlamayan kişiler için kullanılan geniş bir şemsiye terimdir. National Academies, gender identity kavramının yalnızca iki kategoriden oluşmadığını ve non-binary gibi kimliklerin de dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.

Transseksüel: Tarihsel olarak özellikle tıbbi ve psikiyatrik literatürde kullanılan bir terimdir. Günümüzde birçok kişi “transgender” veya “trans” kelimesini tercih ediyor. Bu nedenle dışarıdan birinin, kişinin kendi tercih ettiği kelimeyi bilmeden “transseksüel” diye hitap etmesi her zaman uygun olmayabilir.

Burada basit ama önemli bir ayrım var: trans olmak ile ameliyat olmak aynı şey değildir.

Bir kişi hormon tedavisi alabilir, ameliyat olabilir, yalnızca sosyal geçiş yaşayabilir veya bunların hiçbirini istemeyebilir. WHO da trans kişilerin sağlık ihtiyaçlarının birbirinden farklı olabileceğini ve herkesin aynı tıbbi geçiş yolunu izlemediğini belirtiyor.

Erkeklerin “veri odaklı”, kadınların “duygusal” bakması gerçekten doğru mu?

Sorunun en tartışmalı kısmı bence burası. İnternette sık sık “erkekler konuya biyolojik gerçekler üzerinden bakıyor, kadınlar ise toplumsal ve duygusal tarafından yaklaşıyor” şeklinde genellemeler görüyoruz. Fakat bunu doğrudan cinsiyete bağlamak bilimsel açıdan sağlam bir yaklaşım değil.

Bir forum tartışmasında bazı erkek kullanıcılar gerçekten kavramları biyoloji, nüfus istatistikleri, hormonlar veya tıbbi prosedürler üzerinden değerlendirebilir. Aynı şekilde bazı kadın kullanıcılar güvenlik, aile ilişkileri, toplumsal kabul, ayrımcılık veya kişinin yaşadığı duygusal süreçleri öne çıkarabilir.

Ama bunun tersini gösteren çok sayıda bireysel deneyim de mümkündür.

Örneğin bir erkek kullanıcı, trans bir arkadaşının yaşadığı sosyal dışlanmayı merkeze alabilir. Başka bir erkek kullanıcı ise konuyu tamamen tıbbi açıdan değerlendirebilir. Bir kadın kullanıcı biyolojik sınıflandırmalar üzerine ayrıntılı istatistiklerle konuşabilirken başka bir kadın kullanıcı kendi ailesindeki bir trans bireyin deneyimini anlatabilir.

Yani burada “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” demekten ziyade, insanların aynı konuya farklı bilgi ve deneyimlerden hareketle yaklaşabildiğini söylemek daha doğru.

WHO'nun toplumsal cinsiyet konusunda yaptığı açıklamalar da cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet kimliğinin birbiriyle ilişkili olmakla birlikte aynı kavramlar olmadığını vurguluyor.

Bu nedenle forumdaki bir tartışmayı yalnızca “erkek görüşü vs. kadın görüşü” şeklinde kurmak yerine, “biyolojik yaklaşım vs. sosyal yaklaşım”, “kişisel deneyim vs. istatistiksel veri” veya “tıbbi perspektif vs. hukuki/toplumsal perspektif” şeklinde ayırmak çok daha anlamlı olabilir.

Veriler bize ne söylüyor?

Konunun veri tarafında önemli bir sorun var: Trans nüfusunun büyüklüğünü ölçmek, kullanılan tanıma ve araştırmanın yöntemine göre değişebiliyor.

Örneğin ABD'de Williams Institute tarafından yapılan 2022 tahminine göre 13 yaş ve üzerindeki yaklaşık 1,6 milyon kişi kendisini transgender olarak tanımlıyordu. Bu tahmin yaklaşık 1,3 milyon yetişkin ve 300 bin 13-17 yaş arası gençten oluşuyordu.

Bu rakam bütün dünyaya uygulanabilecek bir oran değildir. ABD'ye ait bir nüfus tahminidir ve başka ülkelerde kültürel, hukuki ve araştırma yöntemleri farklı olabilir. Dolayısıyla “dünyada şu kadar trans insan var” gibi bir sonuca yalnızca bu veriden ulaşmak doğru olmaz.

National Academies de cinsiyet ve cinsiyet kimliğinin araştırmalarda doğru ölçülmesinin önemli olduğunu vurguluyor. Çünkü ankette kullanılan soru biçimi, katılımcının hangi kategoriye gireceğini ve dolayısıyla elde edilen istatistiği etkileyebiliyor.

Bu nokta forum tartışmalarında genellikle gözden kaçıyor. Birisi “istatistikler bunu gösteriyor” dediğinde ilk sorulması gereken şeylerden biri “Hangi ülkenin istatistiği, hangi yılın verisi ve hangi tanım kullanılmış?” olmalı.

Tıbbi açıdan “trans olmak” bir hastalık mıdır?

Burada da terminoloji zaman içinde değişti.

Dünya Sağlık Örgütü'nün ICD-11 sınıflandırmasında “gender incongruence” yani toplumsal cinsiyet uyumsuzluğu, eski ICD-10'daki bazı kategorilerden farklı biçimde ruhsal ve davranışsal bozukluklar bölümünün dışına çıkarılarak cinsel sağlıkla ilişkili durumlar arasında sınıflandırıldı. WHO bunun nedenlerinden birinin trans kimliklerin doğrudan ruhsal hastalık olarak değerlendirilmesinin yol açabileceği damgalanmayı azaltmak olduğunu açıklıyor.
 
Üst